Ömer artık bir yaşını devirdi. Her geçen gün daha dengeli adımlar atarken bununla birlikte daha dengesiz ve tehlikeli akrobasi hareketleri deniyor. Sanırım doğumdan kalan son birkaç kilomu da bu sayede vereceğim.
Bu gidişat onun özgüvenine çok yansıdı. Her gören yürümeye başlamasıyla oğlumun daha farklı ve özgüvenli göründüğünü söylüyor. Özgüven iyi hoş da, bi yere kadar. Yemek vakti geldi mi o kadar dediğim dedik, inatçı ve aksi oluyor ki anlatamam. Hele ki onun istediğini bir vermeyeyim. Mesela püre, çorba tarzı yemeklere artık elveda. Herşey taneli olacak, beyefendi onları elleriyle yiyecek. Kendi yiyecek, yedirilmeyecek! Aslında çok güzel, çok hoş. Ama her yemeği de onun istediği hale sokamıyorum ki.
Bizim tatlıcının en sevdiği akşam muhallebisi bile artık menüden kalktı. Niye? Eliyle yiyemiyor diye. Haa, bir de çatalla kendini besleme meselesi var ki, gerçekten çok şeker. Önüne koyduğum dilimlenmiş muzu çatalla kendi kendine yemeye çalışması anlatılmaz yaşanır…Hakikaten çok tatlı.
Böylece bu gelişmeyle birlikte Ömer de yemek seçme dünyasına geçiş yaptı. Kaçınılmaz son geldi 🙂 Biraz idare, biraz cambazlıkla bu dönemi atlatırım herhalde. Birtek dikkat etmeye çalıştığım şey, biraz tatlı ve hamurişi düşkünü olması. Eti pek sevmiyor. Sebzeyi yiyor da, ona da çok bayılmıyor. Biraz onun sevdikleri, biraz yemesi gerekenler, sağlıklı ev yapımı kurabiye ve tam undan keklerle dengeleyeceğim heralde durumu.
Neyse en zor kısmını aştık, az kaldı, bir ay, bir ay daha, bir ay daha… 🙂